8 Haziran 2014 Pazar

Konserve Ton Balığı Salatası

Konserve Ton Balığı Salatası:

1 kutu (150 gr.) konserve ton balığı (isteğe göre normal veya ligth), kutusundan bir kaba boşaltılıp çatal yardımı ile ezilir. Üzerine bir tutam maydonoz, bir tutam yeşil veya kuru soğan, varsa roka, nane, tere ve 1 minik domates minik minik doğranır. Bir tutam karabiber, yarım limon suyu ve isteğe göre tuz eklenip karıştırılır.


Kitap İncelemesi/UMAG...Kendine Ait Bir Oda, VIRGINIA WOOLF

Kitap Adı: KENDİNE AİT BİR ODA                 
Yazar Adı: VIRGINIA WOOLF  
Çeviren: İlknur Özdemir                        
Hazırlayan: Kadriye ADAY
Tarih: 09.06.2014


ÖZET
Kadın ve kurgu üzerine ders veren Woolf, dinleyicilerine konusunun başlığının; kadın nedir mi?, kurgu ve kadın mı?, yoksa kadınlar hakkında yazılan kurgular mı? olması gerektiği konusunda emin olmadığını söyler. Sonunda kurgusal bir anlatıcı kullanacağını ve başlığınınsa “eğer bir kadın kurgu yazacaksa, parasının ve kendine ait bir odasının olması” gerektiğini iletir.
Birinci bölümde; “Kurgu olgulara bağlı kalmalıdır, olgular ne kadar sahiyse kurgu da o kadar iyi olur- bize böyle anlattılar.” der. Bu cümlesi ile de yer yer kendisine öğretilen kurgu konusunda nükteler yapar. Mrs. Seton ve 13 çocuklu annesi Fernham’ın eğer paraları olsa idi hayatlarının hatta onların hayatlarındaki diğer kadınların hayatlarının da çok farklı şekilleneceğini ve çok farklı yerlerde olabileceklerini anlatır. Anlatıcı Oxbridge Üniversite’sinde sadece kadın olduğu için yaşadığı ve kadınların yoksulluklarından kaynaklanan ve baş etmek durumunda oldukları zorlukları anlatır.
İkinci bölümde; anlatıcı Londra’dadır. İngiliz Müzesi (British Museum) ziyareti başlar. Kafasında bir dolu soru ile yüzleşecektir. Yoksulluğun kurgu üzerinde nasıl bir etkisi vardı?, Sanat eserleri yaratmanın koşulları nelerdir? gibi. Araştırmasına erkeklerin kadınlar hakkındaki yazdıklarını inceleyerek başlar. Çünkü kadınların erkekler hakkında yazdıkları hiçbir kitaba rastlamaz. Ayrıca, erkeklerin kadınlar hakkında çok farklı düşüncelere sahip olduğunu görür. Bu kitapların, bilimsel açıdan değersiz olduklarını ise insani açıdan talimatlarla, merakla, can sıkıntısıyla dolu olmalarına bağlar. Anlatıcıyı teyzesinden kalan yıllık beş yüz poundluk miras, kadınlara verilen seçme hakkından daha fazla mutlu etmiştir.
Üçüncü bölümde ise; yazarların, tarihçilerin o dönemde kadınlara nasıl baktıklarını inceler ve kadınların hayal edildiklerinde çok önemli, pratikte (gerçek yaşamda) çok önemsiz oldukları saptamasını yapar. On sekizinci yüzyıldan önce kadınlar hakkında bir şey bilinmiyordu. Shakespeare’in kendisi kadar dahi bir hayali kızkardeşi (Judith) olsaydı yeteneklerini asla ağbisi kadar geliştiremezdi ve de asla dahi bir yazar olamazdı. Çünkü erkeklere sağlanan eğitim olanakları ve serbestlikler kadınlara sağlanmamıştı. Anlatıcı, on altıncı yüzyılda kadınlarını  “On altıncı yüzyılda büyük bir yetenekle doğan kadın mutlaka delirirdi, kendini vururdu, ya da köyün dışındaki ıssız bir kulübede geçirirdi hayatının son günlerini, yarı cadı yarı büyücü sanılır, korkulur ve alay edilirdi” ve “Başkalarının fikirlerini mantıksızlık derecesinde umursamış olan insanların enkazıyla doludur edebiyat alanı” cümleleri ile anlatır,

Dördüncü bölümde; anlatıcı, roman yazma ile cinsiyetin romancı üzerindeki etkisi sorusunu irdelemiştir. “Bir savaş alanı sahnesi bir mağazadaki sahneden daha önemlidir.” der. Yine kadınların kurgu yapmasının zorluklarından söz edilmiştir. Kadınların üstlendikleri görevler nedeniyle çalışmaları sürekli bölünür, o yüzden de daha kısa ve yoğun olması gerektiğini düşünür.
Beşinci bölümde; anlatıcı, hayali yazarı Mary Carmichel’i ve yazdıklarını irdeler. Carmichel’in cesurca ve dürüstçe yazmadığını, karakterlerini ve aralarındaki ilişkiyi yüzeysel ele aldığını, halbuki tersini yapsaydı karşı cinsin arkasına geçse ve orada ne gördüğünü bize anlatsaydı, aklındakileri bize söyleseydi, daha iyi bir kitap yazardı şeklinde yorumladı.
Altıncı bölümde: anlatıcı, şair Samuel Taylor Coleridge’nin büyük bir zihin çift cinsiyetlidir sözünü irdeler. Katıksız erkek ve katıksız kadın olan bir zihin yaratıcı olamaz derken katıksız ve basit bir erkek ya da kadın olmanın tehlikeli; kadınsı-erkek erkeksi-kadın olmanın önemine dikkat çeker. Yazı yazan birinin cinsiyetini unutmamasının da çok tehlikeli olduğunu anlatır. Anlatıcı susar ve artık yazar temayı ele alış biçimini ve kendisine özeleştirisini yapar.

SİZCE YAPIT BAŞARILI MIDIR YOKSA BAŞARISIZ MIDIR? NEDEN? YARIM DAKTİLO SAYFASI İÇİNDE AÇIKLAYINIZ
Roman, çok başarılıdır. Çünkü kendi yazıldığı dönemde kadın-erkek ayrımcılığına  ilişkin yazılmış tek örnektir. Daha da ötesi “kadın ve kurgusal yazma” konusunda çok önemli belki de o güne değin kimsenin sözünü etmediği hatta etmeye bile korktuğu kavramlar üzerinden kurgulanmış olması da kitabın kendi türleri arasında öne çıkmasına neden olmaktadır. Okuyucuyu, kadın ve edebiyatın tarihi açısından da değişik açılardan aydınlatmaktadır. Günümüzde ki kadın yazarlarımızın ufkunu açmaya katkısı da asla göz ardı edilmemelidir.

ROMANI KURGU, ÜSLUP VE KARAKTERLERİ AÇISINDAN YARIM DAKTİLO SAYFASI İÇİNDE AÇIKLAYINIZ
Romanlarda gördüğümüz klasik kurgudan çok, değişik bir kurgu türü ortaya çıkmıştır. Yazar, bilimsel bir makale şeklinde de yazılabilecek metni, anlatıcı ve betimlemeleri aracılığı ile romana dönüştürmüştür.
Yazar, anlatıcının anlatımıyla kitapları yarıda bırakma alışkanlığı olanları bile kitabı bitirmeye iten bir üslup kullanmıştır. Bunun nedeni yazarın, yer yer şiirsel bir üslupla olayları dramatize etmesidir.




Karakterler:
Anlatıcı: Woolf, kurgusal anlatıcısını Mary Beton (aynı zamanda Mery Beton teyzesinin de adıdır.) ve onun aracılığı ile “Kadın ve Kurgu” konulu konferansını verir.
Judith Shakespeare: William Shakespeare’in kurgusal kardeşidir, anlatıcı gerçek olmayan Judith’i hayali kardeş olarak anlatır. Ataerkil Elizabeth toplumunda yazma potansiyelini hayata geçiremez ve intihar eder. Toplum hiçbir zaman, erkeğe tanıdığı gibi bir kadına beynini kullanma fırsatını vermemiştir. Eğer bu fırsat Judith’e de verilmiş olsaydı, o da Shakespear gibi dahi bir yazar olabilirdi.
Mary Carmichel: Tarihi kadın yazarlardan birinin çağdaş torunu ve hayali yazardır. Edebiyatta kadın her zaman erkeklerin sevgilisi olarak incelendi. Mary, erkeklere karşı öfke ile yazmadığı için, anlatıcı onun hala dahi bir yazar olmadığını sadece ortalamanın üzerinde bir yazar olduğuna inanmaktadır. Anlatıcı, eğer Mary Carmichel’in geçimini sağlayacak kadar parası ve kendine ait bir odası olsa idi çok daha iyi yazacağına inanıyordu.
Mary Beton: Anlatıcının teyzesidir. Anlatıcıya Mery Beton’un ölümünden sonra yıllık 500 Pound miras kalıyor. Bu miras, anlatıcıya bağımsızlığını ve düşünce özgürlüğünü sağlıyor.
Mary Seton: Anlatıcının kız kolejinden bir arkadaşı, Fernham ise Mary Seton’un 13 çocuklu annesidir. Anlatıcı ve Fernham, kadın ve paranın geçmişini tartışırlar.
The Manx Cat: Anlatıcının, Oxbridge’de çimlerin üzerinde gördüğü ve kendisine İngiltere’de savaş yılları öncesini hatırlatan bir kedidir. Kuyruğu kesik kedi, bir hadım edilme işareti olabilirdi.
Beadle (hademe): Oxbridge’de çimlerin üzerinden geçmek isteyen anlatıcıyı durduran ve buradan sadece erkeklerin geçmesine izin verildiğini söyleyen adam.
Librarian (kütüphaneci): Anlatıcının kütüphaneye girmesine izin vermeyen yaşlı adam.







SİZCE ROMANIN EN ETKİLEYİCİ PARAGRAFI HANGİSİDİR? HANGİ BÖLÜMDE YER ALMAKTADIR? PARAGRAFI YAZINIZ.
Romanın en etkileyici paragrafı Bölüm Üç’te, 2. Paragraftır:
“Görünüşe göre her iki erkekten birinin elinden şiir ya da sone yazmak gelirken neden hiçbir kadının edebiyatın o olağanüstü türünde tek bir kelime bile yazmadığı bugüne dek yanıtı bulunamamış bir muammadır. Kadınlar nasıl koşullarda yaşadılar, diye sordum kendi kendime; çünkü kurmaca yazı, imgelemin ürünü olan bir çalışma, çakıl taşı gibi atılmaz yere, bilimse öyle olabilir; kurmaca, örümcek ağı gibidir, çok hafif de olsa yine de dört bir köşesinden hayata tutunur. Çoğunlukla pek fark edilmez bu tutunuş; Shakespeare’in oyunları örneğin, o köşelerde kendiliklerinden asılı gibidirler. Ama örümcek ağını kenara çekince, ağ kenarından takılı kalıp, ortasından yırtılınca, bu ağların soyut varlıklar tarafından havada örülmediğini, acı çeken insanlar tarafından yapıldığını, sağlık ve para ve içinde yaşadığımız evler gibi somut şeylere bağlı olduklarını hatırlarız.

ROMANIN ANA TEMASI NEDİR? BİR PARAGRAFLA ÖZETLEYİNİZ.
Kendine Ait Bir Oda, yazarın “kadınlar ve kurgusal yazma” üzerine, kadınların gerçek yaşamı ile kurgusal yaşamlarına dair yaptığı araştırmasının giderek kısa bir kadın edebiyatı tarihçesi halini alan konuşmasıdır.

BELİRTMEK İSTEDİĞİNİZ BAŞKA HUSUSLAR VARSA EKLEYİNİZ
Kendine Ait Bir Oda’nın en önemli düşüncesi; yaratıcı aklın “çift cinsiyetli (androgynous)” olduğu, yani hem erkeksi hem de kadınsı olduğu düşüncesidir. Shakespeare gibi büyük dâhiler, akıllarının her iki yanından eşit olarak yararlanırlar. Yalnızca böyle kişiler tam anlamıyla yaratıcı olabilirler. Erkeklerin çoğu dimağlarının yalnız erkek tarafıyla yazarlar. Kadınların çoğu da, onlara öykünerek, dimağlarının kadın yanını kullanmazlar. O nedenle “androgynous”  bakış açısı önemlidir ve yaratıcı aklın kapıları böyle açılır.